Miav

Boğazından en son ne zaman bir şeyler geçmişti hatırlamıyordu bile. Tek bildiği karnının sabahtan beri aç olduğuydu. Birkaç çöp karıştırmış ama kayda değer pek bir şey bulamamıştı. Zaten her yer karla kaplıydı. O poşetleri falan açmak epey zor oluyordu. Götü donmuştu.

Park halindeki arabaların arkasında bir yere sığındı. Ulumaya başladı. Kendinden çıkan sesten kendisi bile ürktü. Az da olsa sıcak bir yer bulmalıydı. Bu onun sokakta geçireceği ilk kıştı. Aptal aptal, söylenerek dolanmaya başladı. Çılgın gibiydi. Korkuyordu.

Necla ablanın evinin önüne geldi. Belki duyar umuduyla bağırdı. Necla abla arada sırada ona yemek verirdi. Kimse yoktu. Binanın arka tarafına dolandı. Birinci katta yandaki ağacın yardımıyla kolayca tırmanabileceği bir balkon vardı. Ağaca çıktı hemen. Oradan balkona atladı. Kapıyı yokladı, kapalıydı. “Neyse” dedi, “En azından balkonun üstü kapalı. Hiç olmazsa ıslanmam.”

Köşeye büzüldü. Gözleri kapanıyordu. Derken aniden kapı açıldı. Şişman kadın elektrik süpürgesinin sapıyla birkaç kez gövdesine vurdu. Can havliyle atladı balkondan aşağı. Ayağı bir taşın üstüne denk gelmişti, canı çok acıyordu. İsyan etti. Nefret etti.

Sokakta geçirdiği son altı ay içinde 5 kez tecavüze uğramış, en az 10 kez dayak yemişti. Günde bir kez bir şeyler ya yiyebiliyor ya da onu bile bulamıyordu.

Aklına gelen bütün küfürleri saydırdı. O küçük çocuk eve gelmeseydi, bunların hiçbiri olmayacaktı. Kaloriferin yanında sıcacık ne güzel akşamı ediyor, bütün gün kendini yalayabiliyor, istediği zaman gidip kendini sevdiriyordu. Ne zaman acıksa mama kabı doluydu. “Madem atacaktınız, niye beni aldınız?” dedi. Otoparka yeni bir araba gelmişti. Motoru sıcak olmalıydı. Hemen o tarafa doğru koşturdu.

Miav; 5 yaşında – dişi – önceleri ev, şimdi bir sokak kedisi

Yazan: Emrah Doğu Akay

Leave a reply