Lal Sena Akay

Doktor bana hareketsiz yat dediğinde durumun ciddiyetini anlamıştım. Ama her şeyin bu kadar çabuk olup biteceğini hayal bile edemezdim. 23 eylül 2011, 17:00’de doktorla randevumuz var. Bu sefer annem de bizimle ve kapıdan tam çıkarken diyorum ki; ne olur, ne olmaz biz hastane çantamızı yanımıza alalım. Aslında ben içten içe biliyorum olacakları… Hastaneye ulaşıyoruz. Nst’ye bağlanıyorum, sancılarım yine var ve bu sefer riske atılacak cinsten değiller. Bizi tek kurtaran sancıların düzensiz olması.

Ultrasona geçiyoruz. Orada gerçekle karşılaşıyoruz. Kızım erken gelmek istiyor. Doktorum beni daha fazla bekletemeyeceğini bunun ciddi riskler taşıdığını söylüyor. Bu arada bir hafta öncesine göre kısçe tam 200 gr. almış, 2700 olmuş. Bu beni biraz olsun rahatlatırken “Sizi yatırıcaz!” diye 2 kelime duyuyorum. “Şaka yapıyorsunuz di mi?” diyorum. Hemen hemşireler organize oluyor. Yatışa telefon açılıyor. Tabi ben cevabımı almış oluyorum. Annem, eşim herkes şokta. Kontrolden önce bişiler yediğim için saat 22:00’a kadar bekleteceklerini söylüyorlar. Yatış işlemleri yapılıyor. Odaya yerleşiyoruz. Damar yolu açılıyor falan derken. Ailenin geri kalanları, dostlarımız teker teker dolduruyorlar odayı. Karnaval tadında bir uğurlamadan sonra saat 21:15 civarında ameliyathanede buluyorum kendimi. Ekip içerde hazırlanıyor. Anestezi Uzmanı Sevgi hanım epidural için doğru pozisyonu almamı istiyor. Öne doğru eğiliyorum. Belimden minicik bir iğne yapıyor. Sonra katateri yerleştiriyor. Çok hafif bir sıcaklık hissediyorum, sonrasında sırtıma yapıştırılıyor ve bingo! Yatışa geçiyorum. Ayaklarda hafif karıncalanma sonrası hafif uyuşma başlıyor. Parmaklarımı oynatabiliyorum ama ayaklarımı kaldıramıyorum. O arada doktorum, eşim ve meslektaşım, canım arkadaşım Alev Durmuşoğlu da ameliyathanenin kapısında beliriyorlar. Parti havasındaki ameliyathanede herkes tanıdık, herkes sıcak. Bu benim için çok büyük bir avantaj. O dakika tek beklediğim kızım! Nasıl büyük bir merakla bekliyorum. Eşimin inanılmaz telkinleri “bunu da başarıcaz sevgilim, az sonra kızımıza kavuşucaz” deyip ellerimi sımsıkı kavraması, öpüp koklaması. Alev’in “alsana makineyi, çekmek ister misin?” diye beni güldürmeye çalışması derken bir cırlama duyuluyor. Herkesin bir işi olmasaydı eminim elleri ile kulaklarını kapatacakları türden bir cırlama! O anda Alev’in bana “bu bembeyaz bişi Vuslat!” demesini hatırlıyorum. Yanağı yanağıma değdiğinde, o soğuk ameliyathane odasını bir sessizlik kaplıyor. Defalarca öpüyorum kafasını. Sonra Lal’i bebek odasına götürüyorlar. Ameliyathanedeki işlem 10 dakika sürse de ben bir an evvel kızımı tekrar öpüp koklamak aşkı ile yanıp tutuştuğum için bana 10 saat gibi geliyor. Çıktığımda annem ameliyathane kapısındaydı. Hep birlikte asansöre bindik, odaya çıktık. Biraz sonra bebeğimi getirdiler. Çok küçük, hatta minicik ama her şeyi yerli yerinde pembiş bir kız! Daha ilk geceden beni ve sevgili memesini bırakmak istemedi. Her uyanık bulduğumda konuştum onunla. O da sanki o anı beklemiş gibi dinledi beni dudaklarını uzata uzata. İlk gece eşim benimleydi doya doya yedik bebişimizi. Ertesi gün büyük gündü! Abilerle tanışacaktı.

Ve odanın kapısı açıldı. Herkes oradaydı. Abiler, kısçeyi kucakladı. Şükürler olsun hiç bir arıza çıkmadı. Çocukların tek isteği bir an evvel bebeğimizi  de alıp evimize gitmekti. Bir sonraki gün de benim doğum günümdü. Benim en büyük hediyelerim zaten yanımdaydı. Hastanede kutlanan keyifli bir doğumgününün ardından sıra evimize gitmeye gelmişti.

Ve artık evdeyiz.

Leave a reply